
Küçük bir çocukken karşı apartmanda oturan ve benim en iyi arkadaşım olan Ziya her gün bize gelirdi. Benim onlara gittiğim günler bir elin parmaklarını geçmedi şu güne kadar. Benim aile yaşantım Ziya'nın aile yaşantısına göre daha modern, daha özgürlükçü bir yapıya sahip olsa gerek ki Ziya'nın evinde yapamadığımız, oynayamadığımız her türlü oyunu biz de saatlerce oynayabiliyorduk. Mesela Ziya'nın evinde ekmeğin içini yemek bir kuraldı. Genel tabirle ekmek soyulmazdı. Eğer ekmek yemek istiyorsan kesinlikle içiyle, o hamur kısmıyla beraber yenilmeliydi. Bu belki de israftan kaçınmanın ailesel bir yöntemiydi. Bilmiyorum.
Ziya bize gelip, atari denilen 8 bitlit salak aletle saatlerce oynadıktan sonra sıra hayal gücüne dayalı oyunlar oynamaya gelirdi. Bizim en büyük eğlencemiz, kafamızı en çok çalıştıran aktivite bu oldu. Bazen çok zengin bir müdürün kızı kaçırılır, onu kurtarmak için tutulan özel ajan maceradan maceraya koşar. Bazen iki kardeş arasında çıkan dünyaya hükmetme kavgaları bütün evrene yayılır. Bazen ise sadece kötülük yapmak için gelmiş biri, doğuştan iyi olan özel yeteneklerle donatılmış bir insan tarafından durdurulurdu. Burada ilginç olan kısım, ben her zaman iyi karakteri, onun ise her zaman kötü karakteri oynaması oldu. Bu aramızda konuşulmamış bir kural gibiydi. Ziya bana hiç bir zaman ben süper adam olmak istiyorum, dünyayı veya kızı bu sefer ben kurtarayım diye bir şey demedi. Ben de hiç bir zaman dünyayı bu sefer ben yaşanamaz bir hale getireyim demedim. İkimizde rollerimizden gayet memnunduk. Buradan Freud tarzı çıkarımlar yapmak amacında değilim ama bunda bir gariplik olduğu 11-12 yaşlarına geldiğimizde farkettik veya sadece ben farkettim. Ziya gittiği okullarda hep bizim arkadaş olmak istemediğimiz kötü ve başarısız çocuklarla arkadaş oldu. Ben ise aile yaşantısı düzgün, kendi içinde biraz daha sıyrılmış, zeki sayılabilecek, diğer çocuklardan belki benim düşüncemle farklı insanlarla arkadaş oldum. Daha sonraları birkaç kez buluşup, oturup muhabbet etme çabalarımız başarısız geçti ve zamanla koptuk.
Bence insanların hayat içindeki tercihleri daha çocukken seçtiği rollerle ilgili. Benim hayat tecrübelerim hep bana bunu gösterdi. Ben o günlerden sonra hep sevilen bir insan oldum. Çevremde beni sevmeyen insan hep çok azdı. Herkes benle konuşup, dertlerini bana anlattılar hem de büyük bir samimiyetle. Birçok insanın kimselere anlatmayacağı aslında her insanın başına gelebilecek ilginç sırlar biliyorum diyebilirim sanırım. Erkeklerden çok kızların hayatları hakkında. Kızlar böyle erkekleri çok severler. Çünkü bilirler, o çok iyi. Çok iyi olmak bana hayatta insanlar tarafından sevilmek dışında hiçbir şey kazandırmadı. Ne daha fazla kadınla birlikte oldum, ne de fazladan cebime para koyuldu. Sadece hep böyle bilinirdim. "Gökhan mı? Çok iyidir, çok severim"
Şu an 23 yaşındayım ve iyi olmak ne demek bunun farkındayım. İyi olmak demek, senin duygularının önemsiz olması demek. İyi olmak demek, her zaman dinleyen taraf olmak demek. İyi olmak demek, sen yatılacak veya birlikte olacak insan değilsin demek. İyi olmak demek iyi olmaktır. Bu kadar basittir. Gerçek seni sadece ailen ve dostların bilir. Diğer insanlar hep seni iyi olarak bilirler. Seni hep bu kavram üzerinden yargılarlar. İnsanlara çok yalan atarım örneğim. Bunu biri bana sorsa bu konuda yalan atmam ama insanlara yalan söylerim. Onlara sorsan belki beni asla yalan atmayacak bir insan olarak bilirler.
Büyük düşünürlerin veya yazarların iyilik ve iyi olmak kavramı hakkında yazdığı şeylere bakıyorum. Bazıları bunun çok büyük bir erdem olduğunu, her insanın bunu yapamayacağını bazıları ise bunun tamamen bir zayıflık, yenilmişliği kabul etmenin getirdiği bir sonuç olarak görüyor. Burada bunu bu kadar kötümser bir dille anlatınca "arkadaş olma o zaman" diyebilir insan. Ama bilmezler bir insan sadece içinden geldiği için iyilik yapınca, karşındakinin gözlerinin içindeki o anlık mutluluğu. Ben hiçbir zaman inanılmaz zengin olacağım veya çok başarılı bir kariyer yapacağım diye bir hayat seçmek istemedim. Orta okul yıllarından beri kazanmak istediğim para, sadece kafama estiği için sinemaya gidebilecek kadarı. Beni de hayatta iyi olmak mutlu ediyormuş bunu anlıyor insan. Her ne kadar içinde böyle hissetmesende, bunun aslında ne kadar anlamsız, ne kadar yitik bir şey olduğunu bilsende bundan kurtulamamak en kötüsü. Her gün evden çıkarken kendini kandırarak baktığın o aynada gördüğün surat ve içinde hissettiğin ruh, dışarda diyaloga girdiğin ilk insanda kendini eleveriyorsa yapacak hiçbir şey yok. Maalesef sen iyisin. Ve maalesef hep ikinci planda kalacaksın. Kolay gelsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder